02 Eylül 2010 Perşembe Yıl:41 Sayı:14414
 
01.09.2010 USD(A) USD(S) EUR(A) EUR(S) 02.09.2010 17:20 USD(A) USD(S) EUR(A) EUR(S) İMKB
MERKEZ BANKASI 1.515 1.522 1.936 1.945 PİYASALAR 1.512 1.513 1.938 1.939 60592
 
İHLAS GAZETECİLİK KURUMSAL
 E-TÜRKİYE
 ANASAYFA
 GÜNDEM
 EKONOMİ
 DÜNYA GÜNDEMİ
 SPOR
 MAGAZİN HATTI
 SAĞLIK
 KADIN VE AİLE
 GÜNÜN İÇİNDEN
 KÜLTÜR SANAT
 YAZARLAR
 YAZI DİZİSİ-RÖPORTAJ
 İNSAN VE TOPLUM
 ARŞİV VE ARAMA
 KÜNYE
 EMAIL
 SERİ İLANLAR
 ABONELİK
 TELEFONLARIMIZ
 RSS
 
 
Yılmaz 
Öztuna
 
 Ankara-Washington
Nuri 
Elibol
 
 Cübbelerinizi çıkarıp öyle kon...
Fuat 
Bol
 
 Elbette yetmez ama...
Rahim 
Er
 
 Anadolu İhtilali devam ediyor...
İsmail 
Kapan
 
 Bu mızrak ne çuvala, ne cübbey...
Sami 
Özey
 
 İbretle izlenen parti...
Metiner 
Sezer
 
 Yatırıma doymayan bakan
Ahmet 
Sağırlı
 
 Törenleri sadeleştirin işini...
Mustafa 
Selçuk
 
 Baskı
Muammer 
Erkul
 
 Sahaya çık!
Halime 
Gürbüz
 
 Refleksoloji
Necmettin 
Batırel
 
 67 bin fırtınası!
Lütfi Köksal 
Şerif Akçan
 
 ÇALIŞAN DÜNYASI
Ömer 
Söztutan
 
 söz der ki
M.SAİD 
ARVAS
 
 Önceki ümmetlerin Kadir Gece...
M. Ali 
Demirbaş
 
 Ramazan eğlencesi!
Vehbi 
Tülek
 
 Dehhâk bin Müzâhim
Mehmet 
Oruç
 
 Başarının sırrı
Abdüllatif 
Uyan
 
 “Elini yüzüne sür!..”
Ünal 
Bolat
 
 Bu sefer de evladın duası... ...
 
 
Kemal 
Belgin
 
 Volkan Şen’den yeni bir ders d...
İSTANBUL
İHRAMLAR VE KUBBELER ARASINDA
İrfan Özfatura
irfan.ozfatura@tg.com.tr
05 Mayıs 2010 Çarşamba
Firavun papirüs mumya

Mısır, turizmden yaklaşık 11 milyar dolar kazanıyor. Turist neden hoşlanıyorsa onu pazarlıyor, soluk soluğa büst döküyor, papirüs eziyorlar





 KENDİN YAP KENDİN YAZ
Kahireliler turist ağırlamayı biliyor, nasıl Nevşehirli halı tüccarları ilmek attırıyor kirkit vurduruyorlarsa onlar da papirüs ezdiriyorlar. Bıçak, merdane ve pres. Aletler basit netice şaşırtıcı...



BATAN GEMİNİN KEDİSİ BUNLAR
Firavun kedileri, Kleopatra boncukları, maskeler ve çeşitli çap ve ebatlarda boy boy piramit! Turistlerin gezindiği alanlar çarşamba pazarı gibi... Yaklaş madam! Batan geminin malları bunlar!

3 bin yıl evvel Mısırlılar nasıl tarım yapıyor, nasıl hayvan, besliyorlardı? Nasıl cam, çömlek imal ediyor, nasıl balık avlıyordı? Nil üzerinde bir adaya, antik bir köy kurmuşlar, bütün bunları canlandırıyorlar. Kanaldan tekne ile geçip seyrediyor, adeta zaman tüneline giriyorsunuz.
Firavun Köyü’nde nehrin havuzlanıp eteklerine sokulduğu bir kasr dikkatimi çekiyor. Ortada bir sepet var. Kraliçe, nedimesinin uzattığı kundağa şefkatle bakıyor... Musa Aleyhisselamın kıssasını hatırlıyorsunuz. Hadise de buna benzer bir mekânda geçmiş olabilir mi?
Öyledir zahir.
Efendim papirüs dedikleri şey, Nil kıyılarında yetişen tepesi tüylü bir kamış. Dolandığımız alanda ondan mebzul miktarda var, aralarında su kuşları yuvalanmışlar. Allahü teala bu bitkinin liflerini çelik gibi mukavim yaratmış. Ustaları bunları topluyor, tasarladıkları ebada uyacak şekilde doğruyorlar.
Bir süre suda bekletiliyor, gevremesi bekleniyor.
Sonra bıçakla boyuna dilimleniyor, bir buçuk iki milimetre kalınlığında levhalar çıkarılıyor. Bunlar merdane ile ezilip yassıltılıyor, yan yana dizilip presleniyor ve elinizde tabaka tabaka kağıdınız oluyor.
Artık yazı mı yazarsınız, resim mi yaparsınız keyfinize kalıyor...

Kağıttan da öte
Aaa ne kolay dediğinizi duyar gibiyim.
Evet usul basit ama netice şaşırtıcı. Bir kere bu kağıdı yırtmak her babayiğidin harcı değil. Düşünün bunu yelken yapıp koca koca teknelere bağlıyorlar da bana mısın demiyor.
Ne kadar koca?
Valla piramidin taşlarını taşımak için ne kadar olmaları gerekiyorsa... Yelkeni kağıttan diye gövdesi üfürükten sanılmaya.
Peki yağmur çamur?
Tuhaf ama bu kağıt bildiğimiz kağıtlara benzemiyor, ıslanmakla vasfından bir şey kaybetmiyor, buruşturup kırıştırıyorsunuz, suya sokulunca eski halini alıyor.
En hoş tarafı da uzuuun asırlara dayanıyor olması.
Mısırlıların en az 6 bin yıldır papirüs kullandıkları biliniyor. Ne zamanki parşömen bulunuyor, bu usül ehemmiyetini kaybediyor.
Kahire’deki papirüs mağazaları kağıdı gözünüzün önünde imal ediyorlar. Eskiden sadece firavun resimleri yapılır, antik metinler yazılırmış, şimdi ayet-i kerime ve hadis-i şerifler de işleniyor, etrafı ince ince tezyin ediliyor.
Mısırlıların uzman olduğu bir başka iş esans. Çiçeklerin yağlarını çıkarıyor, zarif şişelerde sunuyorlar.
Lale sümbül, menekşe gül...
Bunlar tamam da ne biliyym papirüs özlü ıtır pek açmıyor.
Bırak onu kağıt yapsınlar...

Batılı hırsızdır çalar
Mâlum, firavunlar kıymetli eşyaları ile birlikte gömülüyor, hatta odalıkları ve uşaklarıyla...
Bu mezarlar batılılar tarafından didikleniyor. Uzun yıllar diledikleri yeri kazıyor, gönüllerince yağmalıyorlar.
Kavalalı Mehmet Ali Paşa bu soyguna “dur” diyor. 1835 itibariyle antik eserlerin ticaretini yasaklıyor ve mezkur eşyaların Ezbekiye Bahçesindeki bir konakta saklanmasını emrediyor.
Mehmet Ali Paşa’nın ölümünden sonra, İngilizler nebbaşlığa (mezar soymaya) devam ediyor. Bu arada bazı devlet adamları tarihi eserleri kontlara konteslere, düklere arşidüklere hediye ediyor, yağmaya çanak tutuyorlar.
1858 yılında, Said Paşa Nil kıyısında Bulak semtinde bir müze binası yaptırıyor. Bina çabucak doluyor, hatta kifayetsiz kalıyor.
1897 yılında Hidiv Abbas Hilmi Paşa Tahrir meydanına Kahire Müze’sini yaptırıyor. Kasım 1902’de resmen açılan Müzede Tutankomun’a ait 2019 parça eşya sergileniyor. Bu galeriye paha biçilemiyor. Diğer firavunların hazineleri mi? Onlar ne yazık ki İngiliz, Fransız, Amerikan müzelerini süslüyor.
Her ne kadar böylesi eserlerin ait olduğu ülkede sergilenmeleri manidar ise de Batılı hırsızlıktan utanmıyor, eserleri iadeye yanaşmıyor!
Efendim Hıristiyanlar niye zengin oldu da biz...
İşte bundan!

Sahibinden meraklısına
Kahire Müzesini öve öve bitiremiyorlar, lakin çok mükerrer var.
Yer büst, gök maske. Ora mumya, bura mumya. Sağın solun sobe!
Heykel heykel heykel... Sivri kulaklı kediler, iri gözlü savaşçılar, uzun kafalı tazeler...
Bildiğin puthane! Hazret-i İbrahim’in baltası ile girdiği mekan böyle bir yer miydi acaba?
İki koridor dolanıyorsunuz zulmet basıyor. Sonra çok kalabalık, çok da gürültülü. Uğultudan ötürü rehberler derdini telsizle anlatabiliyor. Adamcağızın ağzını açıp kapadığını görüyorsunuz ama sesi eriyip gidiyor. Müzede vakit geçirmesini sevenlerin bile içi darlanıyor.
Eskiden belli bir ücret ödeyerek fotoğraf çekebiliyordunuz şimdi fotoğraf makinesini sokmak “memnu”, cep telefonu ile görüntü alana da mani oluyorlar.
Niye?
Çünkü aşağı katta albümler satılıyor.
Dergi ebadında kitaplar 150 cüneyh. Böl beşe 30 dolar. Ortalama bir Mısırlının aylığı. Yerliler zaten yaklaşamıyor, turistler de ıkınıp sıkınıyorlar.

Cesede ceza
Mumyalama dediğiniz icraat iç organlarınızın (kalp hariç) boşaltılması ve kaslarınızın pastırma gibi kurutulması esasına dayanıyor. Bunun için kaya tuzu ve sırrı ustasınca malum eczalar kullanılıyor.
Önce burun kıkırdağınızı kırıp beyninizi boşaltıyor, gözleriniz çukuruna kaçmasın diye kafanıza keten dolduruyorlar. Mumyalama işi bir nevi ayin, şamanlar garip sesler çıkarıyor, çakal maskesi takıyorlar.
Tarihçiler mumyaları inceleyerek bazı bilgilere ulaşmışlar. Misal Tutankamun on sekiz yaşlarındayken başına aldığı bir darbe ile hayata veda ettiği anlaşılıyor.
Vah vah demeyin 8 yaşında evlenmiş dokuz yaşında Firavun olmuş. Hızılı yaşamış, genç ölmüş... Cesedi yakışıklı kalamamış ama...

Firavun çocuğu!
Bu söz Türkiye’de başınıza iş açabilir ama Mısırlılar (bazıları diyelim) pek bizar görünmüyorlar.
Hatta bir siyasetçi hitabetine “Ey firavun çocukları!” diye başlasa alkış alabiliyor. Firavun denince bizim aklımıza Musa Aleyhisselama eziyet eden Ramses geliyor. Halbuki bu tabir Mısır meliklerine verilen genel bir ünvan. Nasıl Iraklılar krallarına Nemrud, Bizanslılar Tekfur, Araplar Emir, Sasaniler Kisra, Moğollar Han, Türkler Hakan diyorlarsa...
Batılılara sorarsanız ülkenin ismi Egypt.
Baştaki “E” takısı Fransızlardan miras...
Onu atarsanız Gypt kalıyor.
Bizdeki şekliyle Gıpti!
Gıptiler genelde Hıristiyan... Lisanlarını unutmuşlar, Arapça konuşuyorlar. Azınlıkta olmalarına rağmen (% 5 - 6) ABD’de güçlü lobileri var ve para kaynaklarını ellerinde tutuyorlar. Kliseleri manastırları mevcut, bey gibi yaşıyorlar.
> DEVAMI YARIN



 Kasımpaşalı
eli maşalı

Bir sosyolog Anadolu kahvelerinde araştırma yapıyor. Hoş beş derken ansızın bağırıyor: “Hanımından korkan ayağa kalksın!”
Bütün kahve ayakta! Hani iğneye oturmuşcasına...
Bir köşede kara kuru bir ihtiyar... Rahat görünüyor, kolu sandalyede, ayağı sehpada. Yayılmış nargilesini çekiyor.
-Amca sen yengeden korkmuyor musun?
-Korkirem korkmasına da... Köpegin gızı belime bir bıst (tandır demiri) vurmuşdır, kalkamirem!
***
Mısırlılar da öyle... Kesinlikle hanımerkil, evde yolda teyzemlerin sözü geçiyor. Neden diyeceksiniz. Anlatayım...
Malum Firavun alçağı Musa Aleyhisselamı takip eden orduya bütün asilleri çağırıyor. Bunlar emirlerindeki askerleri de alıp meydanda toplanıyorlar. Adeta mızrak ormanı, üzerlerinde zırhlar, yürüdüler mi zemini sallıyorlar.
Geride sadece köleler uşaklar kalıyor, hanımefendilerine hizmet ediyorlar. Firavun ve kurmayları kendilerine öyle güveniyorlar ki Kızıldeniz yarıldığında tereddütsüz ilerliyor, zerre kadar endişe duymuyorlar.
Sonrasını biliyorsunuz. Derya kapanıyor ve o ordudan tek kişi kurtulamıyor. Dönelim Memphis, Luxor, Karnak ve Asuan’a (Kahire o zamanlar mezra daha)
Firavun karıları, nazır eşleri, komutan anaları, kalıyorlar mı bir başlarına... Mecburan köleleriyle evleniyor, seyise, aşçıya kız veriyorlar.
Evet aynı yatağa giriyorlar ama muameleleri değişmiyor, kocalarına emirler talimatlar yağdırıyor, en ufak hatalarında azarlıyorlar.
Derler ki bu huy çıkmadı hala, Mısırlı ile evlenen uşak olmayı göze alacak! Sanki biz neyiz diyeceksiniz şimdi, kime çalışıyoruz sabahtan akşama kadar?



 Nehir değil deniz
Nil’in adı deniz, Araplar ona nehr-i Nil değil Bahr-i Nil diyor. Hakikat şu ki deniz gibi akıyor. Eni maşallah Boğaz gibi, derinliği 10 metreyi aşıyor. Bu ne muazzam bir su kaynağıdır ki Büyük Sahra gibi amansız bir çölü erimeden geçebiliyor. Sağa sola balık kılçığı gibi açılan on binlerce kanalı suya doyuruyor, debisi de azalmıyor. 70 milyon insan, onca kurt, kuş, deve, timsah, suyuna saldırıyor, bunca sanayi, şunca ziraat.... Yine de bitmiyor mübarek, aksine kalınlaşıp, kabarıyor.


Bu Makaleyi Arkadaşınıza Gönderin!
Sizin Bilgileriniz
Adınız - Soyadınız :
Email Adresiniz :
Arkadaşınızın Bilgileri
Arkadaşınızın Adı - Soyadı :
Email Adresi :
Yorumunuz :

  Yazarın Son 10 Makalesi

Makale BaşlıkTarih
Ve manevi COĞRAFYA 08 Mayıs 2010 Cumartesi
Bahr-i Sefid kıyılarında...07 Mayıs 2010 Cuma
Kahire Mısır’dır vesselam06 Mayıs 2010 Perşembe
MISIR Gökyüzüne merdiven dayamışlar 04 Mayıs 2010 Salı
Diğer Makaleler için Tıklayınız... 

Bu gazete basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir. Copyright © İhlas Gazetecilik A.Ş.